19 Eylül 2012 Çarşamba

İyi Günde Kötü Günde, Havada Karada



Hayatımda sadece bir kez, 5 yaşındayken bir köpek tarafından kovalandım. Bir sokağın bir başından diğer başına kadar kovalamıştı, en son yaşlı bir adam beni durdurup köpeği kovalamıştı. Ama o köpeğin beni kovaladığı gibi koşarak değil “siktir git buradan hoşt!” diyerek kovalamıştı. Hayatımda en çok  o zaman koşmuştum sanki ve o yaşlı amca hayatımda sevdiğim ilk insandı sanki. İnsan hayvanların arasındayken insanı sever. Yalnızlık duygusu ya da bir şeyin değerini en çok o yokken anlamak olabilir. Beklemediğin anda, beklemediğin şartlarda karşına çıkan bir şeyi çok seversin. 5 yaşındayken o amcayı görmeyi beklemiyordum. Aklımda sadece köpeğin beni yiyip öldüreceği düşüncesi vardı. Öldüremedi.

O'nu ilk gördüğümde o amcayı gördüğüm an hissettiğim heyecandan daha büyüğünü yaşadım. Belki hayatımdaki bütün her şeye "hoşt" demedi, ama ilk görüşlere inanırım. İnsan birinin gözlerinden bir sürü şeyi bir anda seçip alabilir. Peşimde bir köpek yoktu elbette, ama gözlerinin en içinde "bir gün el ele tutuşup etrafımızdaki her şeye 'siktir git buradan, hoşt!' diyeceğiz" cümlesini gördüm. İlk görüşte filizlenmek için biraz saldırgan bir tohum atmıştım aramıza, ama insan en çok savaşlarda sever yanındakileri. Yalnız başına yaşamak kolaydır, ama yalnız başına savaşmak ve ölmek zordur. Nikah memurları "iyi günde kötü günde"yi bu yüzden eklerler evlilik yeminine. Biriyle bir olup herkesi sevmek marifet değil, asıl önemli olan yeri geldiğinde bütün dünyaya siktir çekebilmektir.


5 yaşındayken yaşlı bir amcadan öğrenilebilecek en tehlikeli şeyi öğrenmiştim. Ama neyse ki kendi kendime de bir sürü şey öğrenmiştim...

Öğrendiğim her şeyi o akşamdan, o iki göze ilk bakışımdan sonra kullanacağımı bilmiyordum. O ana kadar konuşmayı bile bilmiyormuşum meğer. Herkes suya "bu" diyormuş kücükken, ben bir tek onu toparlamışım sanırım. (Milyonlarca türk çocuğu suya bu dediğ halde su denmesinde ısrar etmek de gerçek bir yetişkin işgüzarlığı bu arada.) 

Çocukluğumun en büyük enteresanlığı bahsettiğim amcaydı sanırım. Olsun. Zaten şimdi de pek sevmiyorum enteresan çocukları. Çocukluğumu bütün saflığımla yaşadım. Tek enteresanlığım o saflığı yıllarca yanımda getirmiş olmam. Bahsettiğim saflık "herkesi kendim gibi zannediyorum" gerizekalılığı değil tabi ki. O kadar da değil, büyüdük. Ama içimdeki oyun tutkusunu hiç kaybetmedim...

Seninle bir oyun oynayalım. Ama oyunun sonu olmasın. Kazanan ya da kaybeden olmasın. Öyle bir oyun oynayalım ki, bu yaşımızda bize her şeyimizi birbirimizle paylaşmayı öğretsin. En sevdiğim oyuncaklarımı sana vereyim, yüzünü güldüreyim. Yüzünü güldürecek butun şakalarımı, en romantik cümlelerimi hiç düşünmeden sana vereyim. Sen beni mutlu edecek en güzel oyuncaklarını ver bana; ellerini uzat. Onlarla bütün bir hayatımı geçireyim. 

Küçükken yeterince hızlı koşarsam uçabileceğime inanıyordum ben de, zamanının çoğunu koşarak geçiren diğer çocuklar gibi. O kadar cok koşuyordum ki bazen; eve geri döndüğümde dünyanın yuvarlak olduğunu koşarak kanıtlamış gibi yorgun oluyordum. Hep bir gün çok hızlı koşup birdenbire uçmaya başlayacağımı hayal ettim. Bir de salıncakla tam tur dönebileceğim günü çok hayal etmiştim. Salıncak konusunda başarılı olamadım, ama koşarken de hiç düşmedim. 

Seni ilk gördüğüm gün, gözlerinin gözlerimi kalabalıkta ilk bulduğu, elimin yanağına, elinin elime ilk değdiği o gün, ben yine koşmaya başladım. İnsan çocukken inandığı şeylerin bazılarından hiçbir zaman vazgeçmez. Seni gördüğüm an eski bir tutkum, en büyük isteğim canlandi yine. Ama bu kez başardım. Ondokuz Mart'ta, bundan tam altı ay önce uçmaya başladım. Söylemiştim sana, ben byle oyunlara bayılıyorum. Herkesin yere düştüğü yerde ben uçmaya başladım. En engebeli, en yürünmez, tekerlek dönmez yerlerde ayağımı yerden kestim ben. Bırak bütün dünya buradan sonrasına katırlarla devam etsin: Uçuyorum ben ulan!


5 yaşındayken peşimden koşan köpek şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Belki o da uçmayı öğrenmiştir, belki başka çocuklara uçmayı öğretiyordur, bilmiyorum. Benim uçuş eğitimimi erteleyip köpeğe siktir çeken amcayı çok uzun zaman önce toprağa verdik. O da uçtu yani sonuçta. 



Şimdi nerede koşan küçük bir çocuk görsem durdurup "bi gün çok aşık olacaksın. İyi günde kötü günde, 'havada karada' sakın elini hiç bırakma o kızın" diyesim geliyor, ama kafasını bulandırmıyorum çocuğun. Bırakıyorum, uçsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder