10 Şubat 2011 Perşembe

ben şizofren değiliz.

Bana bir şeyler anlat, canım çok sıkılıyor…
Kendi kendime konuşurken konuya hep böyle girerim. En sevdiğim şey yalnız kalmak. Oldum olası sorumluluk almayı sevmedim ve yanımda biri varken, kim olursa olsun kendimi ona karşı sorumlu hissediyorum. Onunla bir şeyler yapmak zorundaymışım gibi geliyor, ilk cümleyi ben kurmalıymışım gibi, ilk oyunu ben başlatmalıymışım gibi, ilk sigarayı ben ikram etmeliymişim gibi, rakıyı ben doldurmalıymışım gibi, bira şişesinin kapağını çakmağımla ben açmalıymışım gibi…
Ama bak işte saatlerdir tek başımayım, içsesimle kendime verdiğim emirler dışında hiçbir ses yok, hiçbir sorumluluk yok, rakıyı doldururken “yeter mi bu kadar?” diye sorma derdim yok, tavla oynarken karşımdakini ölçmek; kapı mı almalıyım yoksa kaçmalı mıyım diye düşünmek, “ağzını şapırdatma desem ayıp olur mu” ya da “osurdu mu ne bok yedi lan ne biçim koktu” diye içimden geçirmek yok.
“Bana bir şeyler anlat” dedim kendi kendime…
- Ne anlatayım oğlum? Her şeyi biliyorsun zaten…
- Biliyorum evet, ama bazılarını sadece biliyorum. Hiç anlatmadın?
- Felsefe mi yapacaksın gece gece?
- Ne felsefesi?
- “Kendimize bile itiraf edemediğimiz şeyler” gibi zırvalar falan peşindesin?
- Korkuyorsun?
- Ne korkucam lan, korkulacak bi’ şey yok çocuk musun?
- Yok artık, bana da mı ulan?
- Ne sana da mı?
- Neyin gizemindesin oğlum, anlatsana işte.
- Tam olarak hangi konuyu?
- Konu yok işte, ne bizim sıkıntımız, anlatsana.
- Alkollüyüm. Pardon, alkollüyüz. Bu saatte kendi kendimin kafasını şişiremem.
- Sabah unuturum zaten, pardon unuturuz, anlat boşver.
- Çok reziliz biliyor musun?
- Niye?
- Öncelikle bu angut diyalogdan dolayı.
- Sonralıkla?
- Öyle bir kelime yok gerizekalı, bu kafayla bana dil bilgisi şovu yaptırma.
- Ukalalık etme, nedir diğer rezilliklerimiz?
- Ukalalık demişken, evet bazılarına göre ukalalığımız da bir rezillikmiş; söylüyorlar bazen. Bunun dışında, çok kararsızım. Kararsızız. Dengesiz bir bok olduk çıktık oğlum görmüyor musun? Komiklikle depresyonu bile karıştırıyoruz ulan artık. En kral esprilerimi sana yapıyorum artık yalnızken görmüyor musun? Eskiden yalnız kalınca duygusala falan bağlıyorduk ne güzel, bir boka benzemeyen ortak şiirler yazıyorduk, ne güzel şarkılar dinliyorduk, mis gibi içiyorduk, neye üzüleceğimizi neye sevineceğimizi biliyorduk, o akşam orada toplanmamızın (ikimizin, yani senle benim, yani benim) sebebini biliyorduk, sen bana “sigara yak” diye emir verdiğin an o sigarayı neden yaktığımızın farkındaydık, promilin zirvesinde neden sirtaki yaptığımızın, kimi sevdiğimizin, nesini sevdiğimizin, neden sevdiğimizin, aynı zamanda nesinden nefret ettiğimizin tamamen bilincindeydik. Senin bilinçaltı, benimse senin bir üstün olduğunu biliyorduk. Şimdi baksana, her şey birbirine girdi. Bir bira bitmeden önce ağlıyoruz, sonra kahkaha atıyoruz. Lan biri görse deli der, hatta biz de inanmaya başladık deli olduğumuza. Soruyorum sana, bana en son ne zaman o bir türlü unutamadığım, hala sevdiğimi iddia ettiğim efsane eski sevgilimi gösterdin rüyamda? Bilinçaltı bakmıyor muydu o işlere? N’oldun, sen de yalan oldun? Bilmiyoruz ki rüyamızda kimi görmek istediğimizi ikimiz de. Karar veremiyoruz ki seviyor muyuz tiksiniyor muyuz, dost muyuz düşman mıyız. Farkında değil misin 10 dakika içinde bir şeyi önce ne kadar isteyip, sonra nasıl hızla vazgeçiyoruz? Kör müsün, sigarayı bırakmaya karar verdikçe iki sigarayı arka arkaya hızlıca içiyoruz. İdealimiz var mı lan bi’ tane? Allah aşkına söylesene, aptal aptal dinleyeceğine bana ulaşmak istediğimiz tek bir şey söylesene.
- Rihanna?
- Ya siktir git hala makara yapıyorsun. Oğlum biz seninle ayrılmaya başladık lan. Millete bilinçaltı ne güzel oyunlar oynuyor, sende o bile yok. Benim aynım oldun lan. Oğlum insan bilinçaltına hükmedebilir mi? İnsanlar bunun için it gibi paralar harcayıp eğitimler alıyor, kitaplar okuyor, kişisel gelişim kurslarına gidiyor.
- E fena mı oğlum işte, bedavaya süper iş yapıyorsun sen.
- Lan gurursuz it! Marifet mi şimdi bu? Düz adam olduk ikimiz de oğlum düz! Niye böyle olduk biz?
- Ne bileyim lan, o hatun terk etti diye mi? Bence iyi oldu aslında, ama laf geçiremedik sana. Ondan sonra ben de böyle saldım valla, ne işim var. Şş biraz daha içsene lan şu biradan, 10 dakikadır içmiyorsun duruyor şişe orda, canım çekti.
- Yok içki falan. İbnelik etme konuş benimle. Şu olayı çözmeden bi’ gıdım alkol yok. Trilyonuz zaten ayrıca, bok iç daha ne içicen. Bi’ gün zaten öyle bi’ içicem ki, beynime kadar ne var ne yok alayını kusucam, siktir git sen de kanalizasyonda usta splinter’ın bilinçaltı ol.
- Kırıcı oluyorsun. Neyse, nasıl çözücez? Bi’ fikrin var mı?
- Hay sıçayım senin gibi bilinçaltının ağzına. Benden aptalsın lan sen. Hala kız terk etti bilmem ne diyorsun. Değil olum kızla falan ilgili değil. Bu boşluktan bahsediyorum ben. Kız boşluğu değil, 22 sene olacak nerdeyse, tanıyorsun beni artık. Neyin boşluğu bu usta? Niye böyle rutine bağladık? N’apmak lazım?
- Ya kadın dergisi rolü oynatma bana. Spora başla, sabahları portakal suyu iç, perdeni aç içeri güneş girsin, odun kır, en sevdiğin filmi tekrar izle, boğaza karşı çay iç. Bunu mu istiyorsun? Ne lan bu saçma sapan? Sen inanmazsın ki böyle şeylere. Biz inanmayız ki.
- Onlardan bahsetmiyorum. Hobi bul bana demiyorum. Bana öyle bi’ şey söyle ki, hayatın neden bu hale geldiğini anlayayım ve nasıl değiştireceğime bir anda karar verebileyim. Bilinçaltısın sen, harddisksin ulan, hatırla, önceden neden böyle değildi, şimdi neden böyle, n’oldu, n’apmalıyız?
- Büyüdük…
- Ne?
- Büyüdük işte. Önceden daha az şeye odaklanıyorduk ve onu çok iyi yürütebiliyorduk. Artık öyle değil, bir sürü ayrı şey var hayatımızda. Bölünmeye çalışıyoruz, beceremiyoruz.
- N’apıcaz? Artık böyle mi gidecek büyüdük diye?
- Hayır. Büyümemişiz gibi davranıcaz.
- Nasıl?
- Çocuk gibi gerizekalı olmıycaz tabi. Sadece olay şu ki, her boka bölünmek zorunda olmadığımıza karar vericez. Hatta şu an veriyoruz, bi’ aydınlanma oldu farkındaysan.
- Lan taşak geçiyorsun yine!?
- Hayır be gerizekalı. Bi’ şey geçmiyorum. Her şeye kafayı bölmek zorunda değiliz. Anlık takılmaca. Şu an okula gidiyorsak, okulu düşünüyoruz. Okuldan çıkıp eve gidiyorsak, eve gidince ne yapacağımızı düşünüyoruz. Kızla konuşuyorsak, “ilerde ne olur acaba” demiyoruz; o an ne hissediyorsak onu konuşuyoruz.
- Kız için iyi değil ama bu, bencilce? Sonra dengesiz diyorlar?
- Biraz bencillik iyidir evet, ama hayvan değilsin zaten, kızı normalde sevmiyorsan mesela, “seni seviyorum” deme kıza. Dengeyi de ayarlamak çok kolay. Her zaman ortaya yakın yerlerde takılıyoruz ki bi’ taraf çok ağırlaşmaya başladıysa tekrar ortaya koşup dengeyi yeniden sağlayabilelim. Emin olmadan öyle uçlaşmak yok yani. Anladın?
- Oha süper lan vay ibneee… Ee?
- Neyse, devam ediyorum; evdeysen mesela, annenle babanı düşüneceksin o an. Farkındaysan hayatımızın şu ana kadarki bölümünde bir tek ‘vicdan’ konusuna çare bulamadık. Bulmak da imkansız, vicdan hep olmalı. Vicdan giderse ondan sonrası çok tehlikeli. Vicdanı hep yaşatacaksın. Sonradan pişman olmak kötü bi’ şey, pişman olmayacağın şeyler yapacaksın. İşte bu yüzden anlık düşüneceksin. Baban “yanıma gel” dediyse, kalkıp gideceksin. Gitmezsen ertesi gün pişman olacaksın çünkü, vicdanın rahatsız olacak. Çok basit çok. Her şeyi anında düşüneceksin sadece.
- Peki seni piç kurusu, bu zamana kadar neden inek gibi sustun? Şimdi neden açıldı çenen?
- Bira istiyorum göt oğlanı bira!
- Şerefsiz. Neyse, keyfim yerine geldi. Hadi sağlığına.
- Sağlığına demişken, sen böyle ruh hastası gibi davranmaya devam edersen yakında karaciğerle falan da konuşmaya çalışırsın; yapma sakın.
- Yapar mıyım lan sence? Cami imamı gibi konuşur o ipne, “içki içme, yoruluyorum” falan diye zırlar. Rahat ol sen. Hadi çak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder